dasdasdaw
Albert Camus – Düşüş
Edebiyat / 10 Eylül 2018

Eğer günün birinde birine çok konuşuyor derseniz, o zaman siz hiç Albert Camus Düşüş okumamışsınız demektir, Jean – Baptiste Clamence, arkadaşım insan 100 sayfa konuşur mu…Konuşuyormuş demek ki, konuşunca da 1957 Nobel Edebiyat Ödülünü kazanıyormuş. Kitap güzel güzel başlıyor, barda iki kişi biri sessiz, diğeri malum konuşkan, bitmek tükenmek bilmeyen bir şekilde anlatıyor kendisini, yaşamını, yükselişinin sırlarını, ışıltılı hayatını… Bu kitap sanırım instagram da aforizma kasmak için  yazılmış gibi, herkesin kendine göre favori cümlesi yada paragrafı mevcut, aslında hayatımızı özetliyor, insanların beklentilerini, yaptığımız aldatma sanatını, iyi görünmeyi, dostlarımızı, ilişkilerimizi… Bu tür romanlar beni hep sorgulatır, çünkü pek fazla havaya girmem, kitap bittikten sonra merak ederim, başkalarının düşüncelerini, klasik olarak çoğu kişi, kitapta beğendiği sözü yada paragrafı yazar, kimisi ise doyuma ulaşmanın verdiği hazla kitabın Türkçe mealini yapar. Kimisi ise selam çaktığı kişileri, konuları bulmaya heveslidir. Son günler de denk geldiğim güzel bir foto var. Gol sonrası futbolcu tribünlere geliyor, en önde 7-8 kişilik bir gurupta herkes elinde ki telefonlardan futbolcunun fotoğrafını çekiyor, yaşı geçkin birisi ise sadece anın tadını çıkarıyor ve seviniyor. Bu fotoğraf için jenerasyon farkı diye isimlendirme yapıyorlar. Demem o ki, Albert Camus, Düşüş kitabında döktürmüş, bu kitabı okuyunca hayatı sorgulamalı mıyız, yoksa tadına mı varmalıyız. Zor bir…