Abdülkadir Geylani – Altın Öğütler Rızkını Dert Etme

2 Ekim 2018

Bizler bu dünyayı çok yanlış anlayan insanlarız, sadece dünyevi hayat peşinden koşarken kaybettiklerimizin haddi hesabı yoktur.Bizler, hep dünya klasikleri, Türk klasikleri, bilgi veren kitaplar, iş hayatı gibi hep dünyevi işleri anlatan kitapları tanıttık, nasıl ki bir uçak kanadının biri olmadan uçamıyorsa, maneviyat olmadan da insan doğru yolu bulamaz.Bu sebeple okumalarımıza, iç dünyamızı ferahlatacak, bize doğru yolu gösterecek, ışık olacak kitaplarla da devam edeceğiz.

İşte böyle kitaplardan biri de zamanının alimi Abdülkadir Geylani Hazretleri, kendisinin sohbetlerinden derlenen Altın Öğütler “Rızkını Dert Etme” kitabı, gönlümüze bir su serpecek ve bizi kendimize getirecek kitaplardandır.Bu kitaptan bir önce tanıttığımız İş’te Sokrates kitabında insanın kendisini sorgulamasından bahsetmiştik, insan kendisine sorsa, ben nereye gidiyorum, acaba bunun cevabı ne olurdu. Hani cennet cehennem kavramlarına inanan biri bu soru karşısında ne derece dürüst olacak ve ne derece fiiliyata geçecek.

Malum günümüzde ekonomi savaşları var, büyük devletler kendi güçlerini ispat etmek için daha da sömürmek için çeşitli oyunlar oynuyorlar, haliyle küçük devletler de bundan etkileniyor, yıkamasa bile sallantı bir çok insanı geçim derdine sokuyor.İşte bu kitap, rızkını dert etme başlığında nasıl olmamız gerektiğini söylüyor, bizler rızık peşinde değil de, rızkı verenin peşinde olursak, bu sefer rızık bizim peşimizden koşar. Aslında bu söz anlayana idrak edene ganimettir.

Kitap sadece rızıktan bahsetmiyor, bir çok değerli bilgiyi içeriyor, size en çok etkileyenlerden birini daha söyleyeyim, ölüm anı, ölüm korkusu kimilerinde elbet vardır, nasıl öleceğini bilememek, ölürken acı çekecek mi çekmeyecek mi, işte bu tarz sorunun da yanıtı var, diyor ki, nefsini terketmiş, günahlarına tövbe etmiş birisi, tıpkı susuzken, soğuk suyla susuzluğunu gidermiş gibi olur ölüm anında, düşünün, sıcak bir yaz günü, cayır cayır yanmış susamışsınız ve soğuk bir su sizi nasıl da ferahlatır, ihya eder değil mi.

Özetlemek gerekirse, maneviyatımızı güçlendirmedikçe tam olarak insan olamayız, Sokrates bu zaman da yaşasa bırak felsefe yapmayı, maneviyat ikliminde kendisinden geçtikçe abad olurdu. Adam bilgiye aç, eğer İslam’ı tanısaydı, bu sonsuz engin derya onu sarhoş ederdi. Demem o ki, dünya hayatının yaşattığı ne varsa gidermenin yolu maneviyat, ve iç dünyamıza ışık tutacak bu eserlerle kendimizi daha iyi adapte edebiliriz. Sağlıcakla…

[Toplam:0    Ortalama:0/5]

Yorum Yapılmamış

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir